3 Ağustos 2019 Cumartesi

Gönlünüz genişlesin bu gece, hadi biraz büyük saat karıştırın

iyi ki doğmuşların en güzelinin, senin günün yarın. bu sebeple doğum günlerini ne kadar hafife aldığımızı düşündüm bugün. milyonlarca ihtimal varken aynı toprağa ayak basmamız, denk gelmemiz az bi'şey mi? değil. sevmeyi senle öğrendim, ayrılmayı senden öğrendim. vazgeçmeyi senden öğrenemedim. bilmiyorum vazgeçmeyi. bunla başımız hep dertte olacak biliyorum. öldüğün gün de işten atılacağız hepimiz. o güne kadar hep iyi ki doğdun.

öznesinin okumayacağı yazılar yazmayı, sokak köpeklerini, isyankar aforizmaları, hüzünlü duvar yazılarını hep çok sevdim. yaşadığımı hissettiriyor bana, "deleuze seni benim kadar sevecek mi?" mesela, cevaplayabilir misin bu soruyu? sanmıyorum. üç ev görsek şehir sanıyoruz bu yüzden, üç güvercin görsek meksika geliyor aklımıza. yaşasaydı gider yanına "ne yaptığının farkında mısın?" derdim, "her sevdamız bir yokoluş gibi geliyor senin yüzünden, üç kadeh şarap içsek kurtulacağız sanıyoruz" başımız sıkışsa şiir okuyoruz, kurtulamadıysak aşık oluyoruz. şiir sevmeyenleri idare ediyoruz. en güzel notlarımızı, çok anlamlı olsun diye kitapların arasına iliştiriyoruz. bildiğim en büyük işkence yöntemi, kitabın ne anlattığının artık bir önemi kalmaz. o en sevdiğin kitap, artık o kitap değildir.

insan sevgisinin büyüklüğünü nasıl gösterir bunu çok düşündüm sonra, herkes çok düşünmüş. edebiyat tarihi bunun üzerine yazılmış kitaplarla dolu. katkıda bulunamayacağım. yaşıyor olsa isterdi ki sevmeye devam edelim. artık yaşamayan birini üzecek halim yok. hüzünlü şarkılarda dans edip, sevdiğim oğlanın ağzına okumalık şiirler biriktiriyorum, içimi açıp gösterebileceğim bir teknoloji bulunana kadar bu böyle.


hüznümüzü büyük şeylerden sanarsanız yanılırsınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder